Her sonbahar gelişinde…

     Düşen bir yaprak görürseeeen beni hatırla demiştiiiin ♪ ♫ ♪ ♫
     Biliyorsun seni beeen sonbaharda sevmiştiiiim ♩♬♩♬

Yazıya nasıl başlasam diye düşünürken aklıma geliverdi ve şimdi gerçekten “Sonbahar Rüzgarları“nı dinleyerek bu yazıyı yazıyorum. Bir diğer şarkı alternatifim ise “November Rain” idi.

Hakkımdaki bilinmeyen gerçekler: Birbiriyle çok alakasız şarkıları sevebilirim, eski Türk filmlerine bayılırım, sonbaharda yaprakların dökülmesi bana hep büyülü gelmiştir. Bilinmeyen gerçekler bu kadar değil tabii ama bu seriye daha sonra devam ederiz.

Eylül kızı olduğumdan mıdır, şu yaprakların dökülmesinin büyüsü müdür, muhteşem tonların bir araya gelip doğanın baş döndürücü bir güzelliğe bürünmesi midir, bir yanımın hep melankolik ve romantik olması mıdır bilmem ama sonbaharı seviyorum. Ne hüznü çağrıştırır bana sonbahar ne bir sonlanışı. Aksine bir huzur ve mutluluk veriyor bana. Sanki dinginlik zamanı. Doğa gibi bizim de dinlenmeye ihtiyacımız olan zaman… Kendini bulma, yeni şeyler keşfetme ve ilkbaharda bu yeniliklerle tekrar canlanma…

Geçenlerde Göztepe parkının yanından geçerken uzun zamandır orada yürümediğimi fark ettim. Aslında benim stüdyofiscik bu parka çok yakın ama ben gitmeyi ihmal ediyorum. Oysa kısacık zaman ayırsam yeterli. O gün arabayla geçerken günlerdir beni çağıran sararmış yapraklara bir uğrayayım dedim. Park ettim, kısacık bir yürüyüş yaptım. Çocukken bisikletle ezmeyi sevdiğim kuru yaprakların üzerinde hışırtılı sesler çıkararak yürüdüm. Bir ağacın altına oturup geçenleri ve rüzgarla aşağı dökülen yaprakları seyrettim. Gün batmadan sadece kendim için ayırdığım bu anda cep telefonumla birkaç kare çektim (itiraf: çekmeden duramıyorum).

Bundan 2 gün sonra arkadaşlarımızla Belgrad Ormanı’nda kahvaltı yaptık. Banu ve Murat’ın dünyanın en tatlı çifti olduğunu daha önce yazmıştım. Çocuk sonrası hiçbir yere ama hiçbir yere zamanında yetişemeyen şahıslara dönüştüğümüz için buluşmaya yine geç kaldık ama bu duruma bu kez memnun olmadım desem yalan olur. Dünyanın en güzel kahvaltı pikniği masasıyla karşılaştım ve içimden iyi ki biz daha önce gelmemişiz dedim. Gerçekten rezil bir masa hazırlamış olacaktık :) Masa örtüsünden tabaklara, yumurta şapkalarından (ki sonra Ozi’ye eldiven bile oldular :)) leziz kahvaltılıklara kadar her şey dört dörtlüktü.

Şu ana kadar gördüğünüz fotoğraflar telefonla çektiklerimdi. Şimdi gelsin fotoğraf makinemle çektiklerim. Baş döndürücü bir güzellikti demiş miydim? :)

Güzel kahvaltı ve aşk dolu pozlar için Banu ve Murat’a teşekkürler :)

Sihirli sonbahar biterken ben bol karlı bir kışın hayalini kurmaya başladım bile. Ee kar yağsın diye söyleyelim o zaman: Let it snow let it snow let it snow :)