Fikret Çınar

İlk kez bebişlerimden biri beni kandırdı. Sadece beni değil tüm aileyi ayaklandırdı ama meğer o bize gelmeye hazırlandığının işaretlerini gönderiyormuş. Sabaha karşı 4’te uyanıp koşarak hastaneye gittiğimde doktor tüm aileyi eve geri göndermek üzereydi. Biraz muhabbet sonrası evlere dağıldık. 2 gün sonra tekrar haber aldığımda doğumun gerçekleşeceği kesindi. Fikret Çınar’ın ailesiyle çok önceden tanışmıştım kuzeninin doğumunda. Çınar da Yiğit gibi tonton yanaklı, şirin mi şirin bir kuzucuk olarak dünyaya gözlerini açtı. Ertesi gün tekrar çekime gittiğimde ise yakışıklı bir prensle karşılaştım. Bir gün önceki halinden eser yoktu, çok değişmişti. Fındık burunlu, kiraz dudaklı bir şey vardı karşımda. Yememek için zor tuttum kendimi.

Fikret Çınar’a sağlıklı, mutlu ve uzun bir ömür diliyorum… neşe dolu kocaman ailesiyle birlikte.

Toprak: Bana bir masal anlat baba

Uzun uzun Toprak’ın doğumunu anlatmayacağım. Uzun uzun beklemiş olmamıza rağmen. Toprak dünyaya gelir gelmez babasının göz yaşlarıyla karşılaştı. Annesi iyiydi fakat biraz heyecanlandığı için doğum sırasında genel anesteziyle uyutuldu ve bebeğin doğduğu ana babasıyla birlikte ben tanık oldum. Engin’in o an yaşadıklarını orada olduğum için hissettim ama anlatmam imkansız. Nasıl bir duygu seline kapıldı 9 aydır beklediği bebeğini görünce. İşte bu yüzden babaların da doğuma girmesini seviyorum. O an tekrar yaşanacak bir an değil. Engin Toprak’ı kucağına alır almaz “bana bir masal anlat baba” şarkısını söyledi. Küçük cingözün babasını nasıl büyük bir dikkatle dinlediği aşağıdaki fotoğraflardan birinde belli oluyor. Toprak Bilge’nin karnındayken de bu şarkıyı söylermiş, dışarıda babasının sesini tanıdı. Bebeklerin doğduğunda görmediğine inanan çok kişi var, bence herşeyi görüp, duyup anlıyorlar. Şu ufaklığın anneannesine, babaannesine ve dedesine bakmak için kafasını çevirmesine bakın. Hepimiz şaşkına döndük bu bakışı görünce. Sanki konuşuverecek gibiydi.

Toprak annesiyle buluşuncaya kadar babası onu bir an yalnız bırakmadı. Annesinin kokusunu alınca da onun yanından ayrılmak istemedi. Bir bebek daha sağlıklı bir şekilde anne ve babasına kavuştuğu için yanlarından mutlulukla ayrıldım. Toprak’a sağlıklı, mutlu, şanslı ve uzun bir ömür diliyorum, tüm sevenleriyle birlikte.

33 saat ayakta… Aynı günün bebekleri Oğuz ve Mert Çınar’a merhaba!

Günün 24 saati doğuma çağrılabilecek olmak bir doğum fotoğrafçısı olmanın hem heyecanlı hem de zorlu yanlarından biri. Çok uzun zaman sonra yakın arkadaşlarımızla bir akşam yemeği yiyelim, muhabbetin dibine vuralım dedik. O akşam konu bir yerde yaptığım işe de geldi ve geceyarısı çağrıldığımda ne yaptığım soruldu. Hiç geceyarısı gitmek zorunda kalmadım ama aranırsam giderim tabii dedim. Bu sıralar pek revaçta bir söylem olan “evrene mesaj gönderme” hadisesi gerçekleşti :)

O gece eve dönerken bebişlerden birinin sabırsız çıkıp biraz erken gelmeye karar verdiğini öğrendim. Doğum hızlı ilerliyordu, saat 2:30 gibi hastanedeydim, sabaha karşı 5:30 civarı dünya tatlısı Oğuz hayata merhaba dedi. İlk kez bir babanın bu kadar destekçi, bu kadar doğumun bir parçası olduğunu gördüm. Eşinin sancılarının hepsini hissettiğini anlamak için onların birbirlerine sarıldıklarını görmek yeterliydi. Bir doğum koçu gibi eşinin yanında olan bir baba… eşinin elini tutan, sımsıkı sarılan, sürekli destek olan bir baba… Bir babanın doğumun parçası olması ve bu mucizevi anda annenin yanında olmasının kazanımlarının büyük olduğuna inanıyorum. Belki biraz cesaret gerektiriyor ama sonuç muhteşem oluyor. Doğumda destekçi olan babalar bebek bakımında da sorumlulukları paylaşmak konusunda daha istekli ve özverili oluyorlar.

Amerika’da yaşayan bir arkadaşımla yıllar önce yaptığım bir konuşma geldi aklıma. O zamanlar ben hamileydim. O baba olmuştu, tebrik etmiştim. Doğumu anlatmıştı bana. Doğumda eşinin yanında olduğunu ve bu mucizevi ana tanık olmaktan duyduğu mutluluğu şu sözlerle dile getirmişti:

“Ben de cok zor ikna olmustum doguma girmeye ama simdi bana bir dakika verseler geri donup de “butun hayatin icinde” hangi ani tekrar yasamak isterdin deseler, tereddutsuz o ana geri donmeyi secerdim. Hem kisisel olarak yasayabilecegin en buyuk mucize hem de kari koca olarak paylasabileceginiz en mukemmel an oluyor.”

Gerçekten ben de şu an zamanda yolculuk yapabilsem ve geçmişe gitsem, Ozan’ın doğduğu güne gitmek isterdim. Bu mucizevi süreçte babalar da bulunmalı.

Sonradan blogger olduğunu öğrendiğim bebişin teyzesi de en az baba kadar kardeşine destek oldu. Yaptığı masajlarla Güliz’i rahatlatmaya çalıştı.

Oğuz çok şanslı bir bebek. Yanlarında geçirdiğim o dayanışma saatlerinde aklımdan geçen şey Oğuz’un çok güçlü, cesur bir annesi, her konuda destek olacak bir babası ve onu annesi kadar sevecek bir teyzesi olduğuydu. Ben sadece seyrettim ve o anları sonsuzluğa taşıdım. Dünya tatlısı Oğuz’a ailesiyle birlikte sağlıklı, mutlu, şanslı, uzun bir ömür diliyorum. 

Oğuz’un yanından ayrıldıktan sonra başka bir bebeği karşılamak için farklı bir hastaneye doğru yola çıktım. 24 saattir uyumamıştım ama kendimi yorgun hissetmiyordum. Bu çekim anne ve baba için çok yakın bir arkadaşları tarafından hediye ediliyordu. Hediyelerin en güzeli. Tüm aile üyeleri ve can dostları Fulya ile hastanede tanıştım. Heyecanla doğum saatini bekledik ve sonunda bebişimiz Mert Çınar sağlıkla doğdu. Doğumunu gerçekleştiren doktorun da bebek bekliyor olması benim için sürpriz oldu. İlk kez hamile bir doktorun doğumuna girmiş oldum. Mert Çınar çok tatlı bir ailenin ilk çocuğu, ilk torunu olarak dünyaya geldi. Ailede herkes o kadar tatlı, sevecen ve iyi niyetliydi ki bebişimizin de dünya tatlısı olması hiç şaşırtıcı değil. Mert Çınar’a güzel ailesiyle birlikte sağlıklı, mutlu, şanslı, uzun bir ömür diliyorum. 

Mert Çınar’ın mis kokusundan alabildiğim kadar alıp yanından ayrıldığımda saat öğleden sonra 3’e yaklaşıyordu. Bu da yaklaşık 33 saattir ayakta olduğum anlamına geliyordu. Eve gittiğimde tatlı yorgunluğumla başımı yastığa koyar koymaz uyudum. 2 saat sonra aşağıda fotoğrafını göreceğiniz dünya tatlısı tarafından uyandırıldım. Bir öpücüğü dünyalara bedel olan bu küçük tatlı şey tüm yorgunluğumu aldı gitti. Aşağıdaki fotoğraf o güne ait değil ama oğlumla çekilmiş nadir fotoğraflarımdan biri. Eşimin cep telefonuyla çektiği, benim de renkleriyle biraz oynadığım bu fotoğraf baktıkça içimi ısıtıyor.

bir Nefes… ilk Nefes… yeni hayat…

Sabahın erken saatleri, hava henüz aydınlanmamış, yollarda kimsecikler yok ve ben 10 dakikada evimden hastaneye ulaştım. Alışmışım sıkışık trafikte bu yolun 1 saat sürmesine, ne yapacağımı şaşırdım erkenden gelince. Bir şeyler atıştırırken, kafeteryanın camındaki yansımada bir ailenin hastaneye geldiğini gördüm. Onlar beni görmedi çünkü karanlık kafeteryada kuytu bir yerdeydim. Camdaki yansımadan seyrettim onları bir süre. 4 kişilerdi, tatlı bir hazırlık telaşı vardı, ellerindeki paketleri taşıyorlar, danışmadakilere bir şeyler soruyorlardı. İçlerinden biri çok güzeldi, uzun koyu renk saçlı, uzun boylu ve narin vücutluydu. Narin vücudunun tek bir kocaman yeri vardı: göbeği :) Güzel elbisesinin içinde o kadar sevimliydi ki, bu anne adayını görüp de bayılmamak imkansız diye düşündüm. Ve tabii ki o güne kadar telefonda konuştuğum kişinin o olduğunu anladım. Ödül’le telefon konuşmamızda da çok tatlı biri olduğunu hissetmiştim, görünce hislerimin beni yanıltmadığını anladım. Tanıştık, odaya birlikte çıktık ve birkaç fotoğraf çektim. Sonra doktoru geldi. Bu çekimin benim için ayrı bir önemi daha vardı, Ödül ve benim doktorum aynıydı ve ben ilk kez doktorumun girdiği doğumda fotoğraf çekecektim. Heyecanım katlandı.

Doğuma girdik, herşey yolunda gitti. Nefes kesen bir andı Nefes’in dünyaya geldiği an. Ne güzel bir isim seçmiş annesi ve babası. Nefes olmazsa hayat olmaz. Hayat artık bambaşka Ödül ve Alp için, sayende minik güzellik.

Anneanne, babaanne, hala ve dedeleri gözlerini bu güzellikten ayıramaz halde bırakıp Alp’le Ödül’ü beklemek için aşağı indik. Muhabbet ettik havadan, sudan, bebeklerden, kedilerden. Evde Nefes’i bekleyen iki tane pisicik olduğunu öğrendim. Minnoş biraz daha büyüyüp ayaklanınca peşlerinden ayrılmayacak eminim. Çocuklar kedilere, aslında tüm hayvanlara bayılıyor. Oğlum da tam bir kedi delisi :)

Ödül sağlıklı bir şekilde odaya geldi ve başka bir nefes kesici an daha yaşandı, Nefes annesine kavuştu. Öpüşüp koklaştılar ve ben de o anları sonsuzluğa taşıdım.

Son günlerde duyduğum bir söz var. “Hayat, aldığınız nefeslerden değil, nefes kesen anlarınızın toplamından oluşur.” Evet, doğru. Bu küçük hanım hepimizin hayatında nefes kesen bir an yaratmayı başardı ilk nefesiyle. Ben de ona hep böyle güzel, unutulmayacak anlarla dolu, sağlıklı, mutlu, uzun bir ömür diliyorum. Güzel ailesiyle birlikte…

Ela

Doğum fotoğrafları çekmeye başladığımdan beri ilk kez bir doğum anını kaçırdım! :( Ela’nın gelmesine daha 3 hafta olduğunu düşündüğüm için yılbaşını İstanbul dışında geçirme planı yapmıştık Alper’le. Aylardır yılbaşında kar görme hayali kurduğumuz için Uludağ’a gitmeye karar verdik. Ozan da bu sayede karla tanışmış olacaktı. Tanıştı tanışmasına da kar pek de bildiğimiz kar değildi. Her yer buzdu, kar gibi görünen kütleler bile kaya gibi sertti. Uludağ tatili ayrı bir yazı konusu olur, daha fazla detaya girmiyim.

Tatilimizin son günü çalan telefonumda Emrah’ın ismini görünce doğum için arandığımı anladım. Doğum yaklaşmıştı ve ben yetişemeyecektim. Hemen Jasmin’i aradım, o benim yerime doğum anında Pelin’in fotoğraflarını çekti. Pelin’in yanında olup ona destek olmayı çok istemiştim ama aceleci kızımız Ela yeni yılın ikinci gününde gelmeye karar vermiş. Ben de ertesi gün hem bebişi görmek hem de fotoğraflarını çekmek için ziyaret ettim. Bu tatlı aile çok güzel poz verdi bana. Dünya tatlısı bir minnoş Elacık, bakmaya doyamadım. Yeni anne Pelin de harika görünüyordu. Fotoğraflarda güzellikleri belli oluyor zaten.

Miniğim, Elacığım, doğum anında yanında olamadım ama bundan sonraki tüm doğum günlerinde kutlamalara beni de çağır olur mu? Sana güzel ailenle birlikte sağlıklı, mutlu, şanslı, eğlenceli, uzun bir ömür diliyorum. O minicik ayaklarından öpmek istiyorum baban gibi :)

Ada’nın kardeşi Yağmur

Sonbahar çocuğu olduğumdan mıdır nedir gri havaları, yağmuru, yağmur kokusunu çok severim. Bu yıl havalar hep sıcak gitti, kış gelmedi diye üzülen azınlıktaydım sanırım. Herkes çok memnundu güneşli kış günlerinden. Ben çocukluğumuzdaki gibi 4 mevsimi yaşamak istiyorum ama küresel ısınmayla birlikte karlı günleri göremez olduk. Kış güneşi güzel pek tabii ama mevsimleri de olması gerektiği gibi yaşamak gerek.

Soğuklar geç de olsa bastırdı. Kar göremesek bile yağmurlu ve soğuk günler hakim şu ara. Yılın bitmesine 3 gün kala Yağmur bebeği karşılamak için yağmurlu bir günde hastane yollarına düştüm. Mine ile öncesinde yüzyüze tanışmamış olsak da bana blogundan bahsedince tanışmış gibi olduk. Ben hemen oğlu Ada’nın maceralarını okumaya başladım. Hikayeler bana tatlı bir yumurcakla tanışacağımın sinyallerini verse de bu kadar yakışıklı, bu kadar uyumlu bir küçük beyle tanışacağımı beklemiyordum. Onunla tanıştığım anı sonraya bırakayım.

Mine ile telefon konuşmamızda bana sorduğu tek şey vardı. Doğum çekimlerinde ne kadar kalıyorsunuz? Bu soruya net bir cevap vermem çok zor, duruma göre değişiyor dedim. Onun için en önemli şey iki çocuğunun birlikte fotoğraflarının çekilmesiydi. Doğum sabah çok erken olacaktı ama Ada’yı akşam getirebileceklerdi. Kardeşli fotoğrafları çok sevdiğimi, akşama kadar kalıp aile fotoğraflarını çekebileceğimi söyledim. Hastane evime uzak olduğu için bilgisayarımı da yanıma aldım ve aradaki bekleme anlarında işlerimi halletme planları yaptım. Sabah Mine ve eşi Alp’le tanıştık. Odayı birlikte süsledik. Ben pek süsledim sayılmaz gerçi, hazırlık anlarının fotoğraflarını çektim. Sonra ailenin diğer üyeleri geldi. Herkes çok tatlıydı. Bu çekimde benim de birkaç fotoğrafım oldu sanırım. Fotoğrafla ilgilenen bir amca (amca dediysem yanlış anlaşılmasın, Ada ve Yağmur’un amcası :)) vardı ve elinden fotoğraf makinası düşmüyordu. Hem benim kameramdan hem onunkinden farklı açılardan bir sürü fotoğraf oldu. Ben de içinde olduğum fotoğrafları merakla bekliyorum :)

Yağmur’u tanımlayacak kelime bulamıyorum. O kadar mini mini, pembe ve tatlıydı ki. Kucağıma alıp içime alasım geldi. Onu ilk gören kişilerden biri olmak heyecan vericiydi. Tanık olduğum her doğum anında nefesimi tutup dua ediyorum. Vizörden bakmaya başladığım anda benim için hayat duruyor ve yeni bir hayat başlıyor. O yeni hayatın sağlık dolu olması için dua ediyorum. Yağmur çok sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi. Bütün aile heyecanla onu karşıladı. Bebek odasının camından hazırlıkları seyrettik hep birlikte. Ve muhteşem fotoğraflar çektim o anlarda (bana göre muhteşem, ne dersiniz bilmem :))

Bebişimiz annesine kavuştuktan sonra da bir süre çekime devam edip yanlarından ayrıldım. Biraz çalışıp akşam yanlarına geri döndüm. İşte Ada ile o zaman tanıştık. Ne kadar müthiş bir çocuk Ada. Ilımlı, uyumlu ve güleryüzlü. Hemen anlaştık kendisiyle. Bana çok güzel modellik yaptı, türlü pozlar verdi. Kardeşine karşı da çok sevecendi. Yağmur şimdiden çok şanslı, böyle bir abinin kardeşi olduğu için. Güzel ailenin en minik üyesi, sağlıkla büyü.

Ziyaretçiler arasında bir minik güzellik daha vardı ki kelimeler yetmez onu anlatmaya. Nazlandı, annesinin eteğine yapıştı, poz vermedi ama ben yakaladım onu :)

Yağmur ve Ada’ya sağlık, mutluluk ve şans dolu uzun bir ömür diliyorum. Birlikte oyunlarla, güzel anılarla büyüyün.

Haftanın ikinci Elif’i :)

Yağmurlu bir gündü nınınınınınıııııı… tıpkı bugün gibi nınınınınınıııııı… :)

Yazıma başlarken Nilüfer’in şarkısı geldi aklıma birden. O gün deli bir yağmur vardı İstanbul’da. Sabah eşimi işe uğurladıktan kısa bir süre sonra, saat daha 7 bile olmamışken telefonum çaldı. Beklediğim bir doğum olmadığı için eşimin evde bir şey unuttuğunu düşündüm. Arayan doğum fotoğrafçısı bir arkadaşımdı. Yolda bir kaza olmuş ve üzerine bir de yağmurun trafiği felç etmesiyle birlikte çoook uzakta bir yerde kıpırdamadan duruyormuş. Klasik İstanbul trafik işkencesi maalesef. Doğuma yetişemeyeceğini anlayınca benden rica etti. Neyse ki ben hastaneye yakındım ve yetiştim. Bu haftanın üçüncü bebeği ve ikinci Elif’i olarak bebeklerim arasında yerini aldı. Çok tatlı bir kuzu olarak hayata merhaba dedi. Sağlıklı, mutlu bir şekilde büyü Elifcik. Sana uzun bir ömür diliyorum.

Yiğit’in kardeşi Kerem

Yumurcak bir abi… Kalabalık ve şenlikli bir aile… O gün öyle güzel geçti ki eve geldiğimde aklımdan “Ozan’ın kardeşi olmalı” cümlesi çıkmıyordu. Kalabalık aileleri hep sevmişimdir. Aylin ve Gürhan’ın ailesinin çok kalabalık olduğunu muhabbet sırasında öğrenmiştim. Zaten bazı kardeşler de oradaydı. Akşam çekimi tamamlamak için tekrar uğradığımda ailenin diğer üyelerinin bir kısmıyla daha tanıştım. O kadar çok akrabayla tanıştım ki tamamı orada sandım bir an. Ancak sadece çok azının o sırada orada olduğunu öğrendim :) Bu kalabalık aile, çok sayıda kardeş, bir sürü kuzen, benzer yaşlarda çocuklar beni o kadar pozitif etkiledi ki, şimdilik kuzeni ve kardeşi olmayan oğlumu ara sıra onlara göndermeyi teklif ettim :) Bir de ailedeki herkes neşeli ve şen şakrak. İnsanın yanlarından gülümseyerek ayrılmaması imkansız.

Sevgili kuzucuk Kerem, muhteşem bir abin, çok tatlı kuzenlerin var ki ben sadece biriyle tanışabildim. En minik kuzen adayıyla da tanıştım sayılır, teyzenin karnındaydı :) Bu ailenin üyesi olduğun için çok şanslısın. Büyürken çok eğleneceğine eminim. Sana güzel ailenle birlikte sağlıklı, mutlu, şanslı, uzun bir ömür diliyorum.

Not: Fotoğrafı sonra ekleyeceğim :)

Elif

Gamze normal doğum yapmak istediğin ilk konuşmamızda söylemişti. Bebeğin beklenen doğum tarihinden önce gelebileceğini de belirtmişti. Doğumdan önceki haftasonu her an aranabileceğimi düşünerek bekledim. Ama arayan soran yoktu. Pazartesi de geçsin Salı günü ararım derken o beni aradı. Henüz bir belirti olmadığını söyledi. Konuşurken doğumun o gün ya da ertesi gün başlayacağını hissettim. Ve Pazartesi gecesi saat 23:00 civarı çalan telefonumda Gamze’nin adını görünce heyecanlandım. İşte doğum başlıyor! Hastaneye gittiklerini söyledi. Oraya gidince beni tekrar aramalarını söyledim. Henüz doğumun ilk evrelerinde olduğu için o saatte hastaneye gitmedim. Sabaha kadar her gözümü açışımda telefonuma baktım ama arayan yoktu. Sabah kalkar kalkmaz heyecanla telefona sarıldım. Bebişimiz gelmeye karar vermiş vermesine ama biraz da nazlanıyormuş. Doğum biraz yavaş ilerliyordu. Sonunda öğle saatlerinde hastaneye gitme zamanım geldi. Ben gittikten sonra da o kadar hızlı ilerledi ki süreç. Benim şansım mıdır nedir bilmiyorum. Çektiğim normal doğumlar hızlı ilerliyor genelde, uğur getiriyorum belki de. İçimden fazla acı çekmemeleri için dua ediyorum. Kolayca bebeklerine kavuşmalarını. Pozitif enerjinin etkisi belki de, bilmiyorum.

Gamze’yle ve eşiyle doğum öncesi muhabbet ederek biraz olsun sancıları unutturmaya çalıştım. Bebeğimizin gelme anı yaklaşınca birlikte doğumhaneye girdik. Herşey yolunda gitti ve bebeğimiz sağlıklı bir şekilde dünyaya geldi. Elifcik çok güzel bir küçük hanım. Tüm aile görür görmez üzerine titredi kendisinin. Babaannesi bebek odasına nöbetçi bile dikti :) Bir an olsun gözlerini alamadılar minik güzellikten. Odaya geldiğinde ise koklamaya doyamadı kimse. Bana da o anları ölümsüzleştirmek düştü. Bir de minik kuzunun başından biraz bebek kokusu almak ve yeni dostlar edinmenin mutluluğuyla eve dönmek.

Elifcik, sağlıkla büyü. Çok tatlı bir annen var, ona benzeyeceğinden eminim. Onunla güzel oyunlar oynayacaksın, hayaller kuracaksın ve onlar gerçek olacak. Güzel ailenle sağlıklı, mutlu ve uzun bir ömür diliyorum.

Ozan

Bu hikayeye neresinden başlasam bilemedim. Ana kahramanlar çok sevdiğimiz arkadaşlarımız olunca hiçbir söz yeterli olmayacakmış hissine kapılıyorum. Ozan benim karnımdayken uzaaak bir yere tatile gitmiştik Aslı ve Barış’la. Uzun bir uçak yolculuğu, farklı bir ülke, değişik tatlar, uzun yürüyüşler, bol gülüşler… İstanbul’un soğuğunda bizi ısıtan güneşli bir ülkede keyifli bir hafta geçirmiştik. Ben hamile olduğum için her aktiviteye katılamasam da çoğunda beraberdik. Bu tatilin Aslı ve Barış’ın bebeğiyle hiç ilgisi olmadığı düşünülebilir. Ama ben o tatilde onların da bir bebeği olmasını dilemiştim. Oğlumun arkadaşı olabilecek yaşta bir bebekleri olsa, bizim iyi anlaştığımız gibi onlar da anlaşsa ve oynasa demiştim içimden. O zamanlar geçti… gelelim bu zamanlara…

Bebekleri olacağını duyduğumda nasıl sevindim anlatamam. Sanki bizim ufaklığa kardeş geliyor gibi hissettim. Bir de Aslı fotoğraflarını benim çekmemi isteyince daha da mutlu oldum. Sonra bir de oğullarının adını Ozan koymaya karar verdiklerini öğrenince bir sevindim bir sevindim bir daha sevindim :) Yani ben sevinip durdum bu bebek haberine :)  İki Ozan tozu dumana katacaklar birkaç yıl içinde, yaşasınnnn :)

Ozan bebek kurban bayramının tam ortasında beklenirken hepimizi şaşırttı ve aceleyle 2 hafta önce gelmeye karar vedi. Doğumu çok güzeldi. Annesini hiç yormadı,  herşey yolunda gitti ve 2 Kasım günü saat 15:21’de küçük beyle tanıştık. Kendi doğumumda yaşadığım sürece o kadar benziyordu ki Aslı’nın doğumu, yeniden gittim 1,5 yıl öncesine. Ozan’ımı kucağıma aldığım gün bir film sahnesi gibi geldi gözlerimin önüne. Minik Ozan’ı öpüp koklayasım geldi. Evlerine gideceğim güne saklıyorum bu hevesimi :)

Oğlumun adaşı, dünya tatlısı Ozan, sağlıklı, mutlu, şanslı, güzellikler ve gülücüklerle dolu uzun bir ömür diliyorum sana. Oğlumla oyun oynayacağınız günleri sabırsızlıkla ve büyük bir heyecanla bekliyorum. Mis kokulu gıdından öpüp kokluyorum.